Öyküler

Rüya

Her şeyi biliyorsun aslında. Bilmek işine gelmiyor,  kaçıyorsun çünkü. Seni acıtan, yaranın kabuğunu çıkaran ne varsa, kanamasın diye diktiğin dikişler atıyor tek tek… Bir, iki, üç sonuncu dikiş de attığına göre artık direnmenin anlamı yok. Biliyorsun ama neden bunca kaçış… Neden kendine bu eziyet sen de anlamıyorsun. On üç yaşında ilk aşkın belki ilk aldanışındı. Köşe başında onun senden önce okula yürümesini izlemek için beklerdin. O önünden geçmeden okula dahi yürümezdin. Sonra bir gün neden o kamyon aniden çıktı o yola kimse anlamamıştı. Sen de anlamamıştın. Acı frenin sesi tüm mahalle de  yankılanmıştı.  Donup kalmıştın olduğun yerde, yerde yatan yosun yeşili gözlü sevdiğine bakakalmıştın. Seni ancak tokat atarak kendine getirdi,  fren sesine duyup koşarak gelen annen. Ahmet… Adının her harfinin içindeki yankılarını kimse duymamıştı. Geceleri sokaktan onun yan eve girerken  gölgesini  izlediğini de kimse bilmemişti.  Günlüklere sayfa sayfa yazılan sevgi sözcükleri, şifreli yazılar.  Radyoda ne zaman onu düşünsen çalan hep o aynı şarkı.. İçinde hep çalmaya devam ediyordu. Fren sesi ile o da susmuştu. Koca bir boşluk. Uçurumdan düşme hissi.. Ahmet’i  mezara koyarken annesi de içindeki yankıları duymuştu. Çocuktun ve çocuk bedenine kavuşulmayan aşkın  acısı ağır gelmişti. Beraber hiç yaşanılamamış  anlar kaldı geriye. Günlerce Ahmet’i rüyanda görmüştün. Hep aynı rüya peşinden koşuyorsun sonra ani bir fren sesi sonra saçların birbirine  yapışmış hâlde “Ahmeeett!” diye bağırarak uyanıyorsun.  Evin içinde hıçkırık sesleri.. Başlarda annen kazaya şahit olduğun için böyle etkilendiğini sanıyordu. Sonra çocuk yüreğindeki sevdayı gördü. Sen ne zaman ağlayarak uyansan o da senin bedenine ağır gelen bu acıyı tekrar tekrar yaşıyordu.  Okula da gitmez olmuştun. Köşe başında beklemenin anlamsızlığı ve acısını yüreğinde kor ateşler gibi seni yakıyordu.

Uzun yıllar geçti. Aldığın ilaçlar yetmiyordu. Gittiğin terapiler, kafa dağıtmak için çıktığın geziler… Hiçbiri ise yaramamıştı belli ki. Bu yarayı hatırlamak için yoksa nasıl bir sebebin olabilirdi? Radyoda çalan o şarkı ve o kırmızı kamyon…

Saate bakıyorsun henüz erken.  Birkaç saat sonra sevdiceğin seni almaya gelecek nikah işlemleri için. Uzanıyorsun biraz dinlenmek lazım. Göz kapakların  ağırlaşıyor. Rüyanda o var on üç yaşındasınız, “Biliyorum ama artık bırak beni, kendi mutluluğuna bak!” Kendi ağlama sesine uyanıyorsun yıllar sonra yine. Çalan telefonu fark ediyorsun, açıyorsun. “Tamam  aşkım hazırlanıyorum.” diyorsun. Kelepçelerinden kurtulmuş, zincirini kırmış gibisin. Hafiflemiş,  kanatlarını açıp uçacak  olan bir mavi kelebek gibi hissediyorsun. Acele ile kalkıp nikah için aldığın,  seni bir kuğu gibi gösteren elbiseni giyiyorsun, evden hızlı adımlarla çıkıyorsun.  Ani bir fren sesi sokağa yankılanıyor aynı köşe başında…

  • Züleyha Yılmaz

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Yorum

  1. Güler Özafacan says:

    Çok güzel bir öykü yüreğinize sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.