Öyküler

Zaman Buharı

    Hayatımızın başlangıcı ne zamandır? Ana rahmine ilk düştüğümüz an mı, doğduğumuz zaman mı ya da ilk adımlarımızı attığımız, konuştuğumuz an mı? İlk kez kendi ayaklarımızın üzerinde durduğumuzda mı yoksa? Vera, çocukluğunu mutlu bir ailede geçirdi. Ailesi ona ne olursa olsun her şeyin üstesinden sevgiyle gelinebileceğini öğretmişti. Yirmi sekiz yaşına gelmiş, yüksek iç mimardı. Ayakları yere sağlam basan bir kadındı. Eğer bu dünyada bir yer işgal ediyorsa boşuna olmamalıydı. Bir anlamı olmalıydı nefes alıp vermenin. Bir yerlerde iz bırakmak, insanların yaşadığı evi yuva yapmak gibi bir şeydi onun yaşamdaki rolü.

Kış iyice bastırmıştı. Radyolar, haftaya yoğun kar yağışının geleceğini söylüyordu. Önlemler sıralanıyordu. Vera, proje için yoldaydı ve trafik artık o kadar bunaltmıştı ki bütün enerjisinin vücudundan çekildiğini hissediyordu. Radyodaki spiker, sürekli kar geldiğinde olabilecek felaketleri durmadan tekrarlıyordu. Yol, bir türlü bitmemişti ama bu proje zaten şehir merkezinden uzak bir yaşam tarzı projesiydi. Şehirden uzaklaştıkça işe yaklaşıyor, binalardan, korna seslerinden uzaklaşıyordu. Dinmek bilmeyen insan sesine tahammülü kalmamıştı. Bu proje ona iyi gelecekti. En azından bazı günler ofisten uzak kalacaktı. O, hiçbir bilgi birikimi olmayan ama her fırsatta ahkâm kesen müdürü, sürekli erkek işi bu deyip duran ofisteki aklı maaşı kadar çalışanlardan biraz olsun ayrı kalacaktı. Kadının toplumdaki yerinde, kendine yer edinebilmek için o kadar çok mücadele vermişti ve o kadar çok saygısızlığın, menfaatin, baskının üstünden gelmeye çalışmıştı ki.

Nihayet gelmişti. Diğer proje çalışanları, mimarlar, iç mimarlar, proje yöneticileri bir aradaydı. Gün uzun olacaktı ve saat öğleyi geçmeye başlamıştı. Yemekler yendi, kahveler içildi sonra herkes işe koyuldu. Uzun uzun fikir alışverişleri, son zamanlarda insanların evden beklentileri uzun uzun konuşuldu. Projede gelinen noktayla ilgili veriler paylaşıldı. Bir sonraki toplantı için gün belirleyip bugünün sonuna geldiler. Hava daha da kötüleşmiş, yağmur yerini sağanak ve fırtınaya çoktan bırakmıştı. Dönmek mümkündü fakat kimse de bu havada yola çıkmak istemiyordu. Günlerden cumaydı. Birkaç saat beklediler, bazıları yola çıktı. Bazıları yakınlarda otel arattı zaten yarın iş yoktu. Vera, buraya doğru yola çıkarken, çocukluğuna doğru yola çıktığını fark etti. Şehirden uzak, ağaçların kucak açtığı nefes aldığı yer olan doğduğu büyüdüğü yere gitti. Geldiği saatten bu zamana kadar burayla arasında bir bağ kurmuştu çoktan. Havanın fırtınaya dönmesine üzülmemişti aksine içten içe sevinmişti. Hemen yakınlarda kalacak yer aramaya başladı telefondan. Birkaç kilometre ötede küçük bir pansiyonda yer olduğunu öğrendi ve oraya gitti. Gittiğinde çok güzel bir pansiyon onu karşıladı. Üç katlı, bahçeli müstakil bir evdi. İki kardeş burayı pansiyona çevirmişti. Anne ve babalarını beş yıl önce kaybetmişler. Onlar da bu eve sığınmış sürekli insanların gelip gittiği hiç boş kalmayan eve dönmüştü. Duvarda anne ve babalarının fotoğrafları, bazı onlardan kalma eşyalar ile ev adeta yaşıyordu. Vera, bu huzurlu ortama kendini bırakmıştı. Çok üşümüş sıcak bir duş almak için suyun altına girmişti. Su, tepeden aktıkça her yer buhar olmuştu. Aklına çocukken pazar günleri yaptığı duşlar aklına geldi. Gülümsedi, aynı bu ev gibi üç katlı ahşap bir evdi onların evi. Ailesi o evde oturuyordu. İş güç derken bu koca şehirde tıkılıp kalmıştı. Var olma çabası, kadının iş hayatında kendini kabul ettirme çabası ki bunun için erkeklerden daha çok çalışması daha çok varlık göstermesi gerekiyordu bu çağda bile… Bunları yaparken ailesinin yanına gidemez olmuştu. Ufacık anımsamalar bu günlerde onu köklerine götürüyordu, İnsanlara yuva yaparken kendi yuvasını çok özleyen bir kuş olmuştu.

Pencerenin önünde oturmuş öylece izliyordu dışarıyı. Ağaçlar, yağmurla çetin bir savaşa girmiş gibiydi. Saatler ilerledikçe karla karışık yağmur ve fırtına sahneye karı davet etmişti. Kar, dakikalar içinde her yeri bembeyaz bir örtüyle kaplamıştı. Durup dışarıyı izlemek, sadece düşünmek… Kendiyle olmak sadece bunu uzun zamandır yaşamıyordu. Vera, o kadar rahatlamış ve dingin hissediyordu ki. Aylardır ilk kez işten eve döndüğünde bilgisayarını açmamıştı. Uzun zamandır sadece kendisiyleydi. Başka zamanlarda, başka hayatlarda yine böyle mi olurdu diye düşündü. Çok mu fazlaydı bu hayat ona, bu genç yaşta? Hep çok çalışmak, tuttuğunu koparan biri olmak onu yormuştu ama başka türlüsünü de bilmiyordu ki. Durup bir nefes almak, biraz hayatın içinden çıkmak onun için büyük bir olay gibiydi. Saat gece üçü geçiyordu. Yatağa uzandı, çok geçmeden uyumuştu. Sabah uyandığında gözlerine inanamamıştı her yer karla kaplıydı. Aşağı indi, kar yolları kapatmıştı.  Öğleden sonra açılacağını söylediler. Kahvaltıda da buradaydı. Güzel bir kahvaltı yaptı, kahvesini içti. Dışarıya çıkıp biraz yürüdü ve geri dönüp dönüş yolu için hazırlanmaya başladı. Bu arada yollar da açılmıştı. Pansiyondan ayrılan Vera, hayatının uzun yıllar sığınağı olacağı bu yerden belki de habersizdi. Kendini ne zaman sıkışmış hissetse ne zaman mutsuz hissetse ara ara buraya gelecekti. İlk kaldığı oda boşsa hep aynı odada kalacaktı.  Artık eskisi gibi değildi. Evet üreten, çalışan, başaran, ayakları üzerinde dimdik duran, korkmadan ve yılmadan bir kadındı yine. Ama karamsar, mutsuz, geçmişine sürekli özlem duyan biri değildi. İşlerini erteleyip özledikçe ailesini görmeye gidiyordu. Kendine vakit ayırıyordu. Yogaya başlamıştı, bir kedi sahiplenmişti. Yaşamak güzel şey ama yaşadığını hissetmek bambaşka bir şey.

 

 

Buket Han Biçil

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

1 Yorum

  1. Yaz günü içimi ferahlattı. Sorularla okuyucuyla bağ kurması çok hoşuma gitti , keyifli bir okumaydı .

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.