Öyküler

Lepiska Ayrılıklar

Bir ilişkinin çekimine kapılacak gücüm yoktu. Seni seversem ayaklarıma prangalar vurulacak sanıyordum. Zaten seni sevmeyi de seçmedim. Birdenbire oluverdi. Hani lunaparka hep gitmek istersin ama baban seni götürmez de sonra bir sabah ansızın  hadi lunaparka gidelim deyip götürür ya! Mucize gibi bir şeydir bu senin için… Seni sevmek de  öyleydi benim için. Birini sevmeyi hiç hayal etmemiştim. Birini sevecek gücüm de yok sanıyordum. Duygusallığım geçmişten bir hastalık gibi yapışmıştı bana. Ergenlikte yaşadığım basit bir platonik aşkın ruhumdaki acı izleriydi tüm meselem.

Ellerinin inceliği ile başladı tüm sevdam. Yüreğimden dökülen kelimeler bir kâğıdın aklığına düştü. Ben sana koştuğumu anlamadım bile. Bir gün ansızın uyanıverdim ve sendeyim. Ruhumun her noktası sana sevdalı. Seni düşündükçe ruhumun özgürleştiğini gördüm. Ruhumdan gökyüzüne kelebekler uçuşuyordu renk renk. Bir şiir, bir söz,  bir hikâye yazmalıydım senin için. Tarihte  bir not olmalıydı sana dair. Benim  dünyamı aşan cümleler kurdurdun bana. Her satır, her kelime sanaydı. Yokuşlar çıktım senin için, hayatımda  olmayan yeni keşiflerim oldu.  El işleri, mozaik… Bakırcılar çarşısında kalaycı olmaya kadar gitmeye razıydı gönlüm. Sen de beni sevdin yüreğine aldın. Gitmeme izin vermezsin sandım. Gitmek istersem  susmazsın, öyle dimdik karşımda durur beni bir yere bırakmazsın sandım. Sandım ki aşkımız tüm aşkların üstünde. O kadar çok sendeydim ki senin ne hâllerde olduğunu göremedim.

Bir ilkbahar günü aniden bastıran sağanak yağmur gibi içimize bir şüphe düştü. Kim, kimi daha çok seviyor? Sen kitaplar yazıyordun masallar, efsaneler, belki yeni yeni mitler… Bense sayfa sayfa şiirler… Kıskandık belki birbirimizi içimizdeki sevginin boyutundan kıskandık. Bizi birbirimize olan sevdamız ayırdı. Kulağa ne garip geliyor değil mi? Kelimeler kâğıtlara akmayı bırakınca biz,  sevdamız bitti sandık.

Bir sabah siyah, rengi güneşten solmuş valizine eşyalarını koyarken uyandım. “Gitme!” demek istedim. Niye diyecektim ki gitmeyi aklına koymuş biri gitme dememi dinler miydi? Hem inatçılık konusunda senin üstüne de yoktu. Çaresiz sustum. Kapının senin gidişine çarpan sesini dinledim.  Rüzgâr esti. Mutfaktaki rüzgâr gülü çın çın diye ses çıkardı.

Balayındayız. Akdeniz’in en güzel şehirlerinden birinde tura katılmışız. Biz, en çok tur gezilerini severdik. Gezerken deniz kabuklarından dizilmiş pembe  rüzgâr gülünü beğenmiştim. Almıştın hemen ben daha bir şey demeden. Konuşmadan da anlaşabiliyorduk seninle.

Elbise dolabını açtım, karşımda dolabın köşesine sıkışmış sana aldığım siyah çorap. İşten gelmişim. Yorgunum. Şairliğim evdeki kazanı kaynatmıyor biliyorsun. Senin ise burnun Kafdağı’nda. Yalnız okuduğun, yazdığın bir dünyada yaşamak istiyordun. Sen, gerçeklerin fersah fersah uzağındaydın hep. Sen, en yakınındaki insanın bile fersah fersah uzağındaydın. Acılarımı göremeyecek kadar kördün. Aylardır yazdığın romanın içinde yaşıyordun. Ben yorgundum.

Alışveriş yaparken karşıma çıkan minik kız çocuğunun sattığı siyah çorabı alıyorum sana, bizim de böyle bir kızımız olmasını dileyerek. Olmadı işte. O da olmadı. Tedaviye cevap vermeyen bir imkansızlıktı bu. Kabul ettim. Hamile kıyafeti satan vitrin camlarının önünde bakınıp durdum. Bir kadın için anne olamamak ne demek bilmiyordun. Rüyalarımda, hayalimdeki kız çocuğu ile her gece buluştuğumu da… Sen yalnız romanındaki kahramanların acılarını biliyordun.

Geldiğimi fark etmedin bile çoğu zaman. Ağlayarak yatak odasına geçtim, uzağındaki yaşamıma tek başıma devam ettim.

Rüyalarımdan hebersizdin. Rüyalarıma giren lepiska saçlı, pembe tül etek giyen küçük kızdan habersizdin. Ona aldığım ufak tefek şeyleri koyduğum sandıktan habersizdin. Şimdi dolabın dibinden çıkan siyah çorabının ve sana yazdığım tüm şiirlerin de o yarım kalan hayaller sandığına gireceğinden habersizsin. Artık bütün kutsallarım orada. Bir daha hiçbir sabah nefes alamayacağımı biliyorum. Öyle de yaşanırdı. Rüyalarıma lepiska saçlı bir kız girmeseydi… Lösemiden kaybettiğim, son zamanlarında saçları kaşları, kirpikleri dökülmüş kız kardeşim, sana benzeyen lepiska saçlı, tül etekli küçük bir kıza dönüşüp gelmeseydi rüyalarıma yaşanırdı elbet. Ciğerimize saplanan acılarımız olmasaydı yaşanırdı. Düşün. Yaşadığını sanıyorsun ama yaşamıyorsun. Nefes alıyorsun ama burnunuzdan içeri hiç oksijen girmiyor. Düşün. Öyle bir yaşamak. Birbirine karışan hayaller, rüyalar, umutlar, hayal kırıklıkları… Küçücük bir mezarın başında sessiz bir ağıt. Bağırır haykırırsam acımın dineceğini düşünmem… Annem.. Babam… Abim… “O küçük, onu mezara koymayın.” diye haykırışım… İki küçük kızın bebekle oynadığı günler… Kavga etmeler, hemen barışmalar… Şairliğim… Gidişin….

Tam 3 sene 4 ay 17 gün geçti . Sen, benden 1238 km uzağa gittin . Ben arada sandığı açıp olmayan kızıma ve sana ağladım. Beni tek yalnız bırakmayan küçük, saçları dökülmüş bir kızdı. Lepikska saçlı, tül etekli kız, rüyalarıma gelmez oldu senden sonra. Senden sonra, cuma günleri beni dinleyen bir küçük mezar artık. Selma’ya şiir kitabımı çok beğendiğini söylemişsin. Gülümsedim. Kalbim acıdı.

Kapı çaldı geçen gün. Cumartesi tembelliğimi dağıttı. Bir kargo. Fersah fersah uzaktan gelmiş. İçinde bir roman. Bana ithaf edilmiş. Bana ithaf edilememiş bir hayattan, bana ithaf edilmiş bir roman…“Unutamadığım Feriha’ya…” diyorsun.  Seni seviyorum, diye de imzalamışsın. Bazen düşünüyorum da acaba romanının kahramanlarından herhangi biri olsaydım…

 

Züleyha Yılmaz

Bunlar da hoşunuza gidebilir...

20 Yorumlar

  1. Ayse urfalı says:

    Ben çok beğendim en çokda akıcı olmasını bır sonrakı satırda nolmus dıye merak ettıgım son zamanlarda zaman ayırmadığım kitap okuma hevesını kımıldatmasını sevdım başarılar….

    1. Çok teşekkür ederim.

  2. Sevgi ÇETİN says:

    Bu aralar bu kadar duygulu ve en önemlisi birçok duyguyu geçişi bile farkettirmeden yaşatan bir öykü okumamıştım elinize kaleminize sağlık👏👏👏

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  3. Okurken her kişi yaşamından ve yaşamına girmiş kişilerden bişey bulabileceği çok güzel duygu yüklü hayatın çok içinden bir öykü, yazarın ellerine sağlık👏🏻

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  4. Tebrik ediyorum. Keyifle okudum. Dili gayet güzel. Başarılarınızın devamını diliyorum.

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  5. Nurgül özdemir says:

    Akıcı duygulu Çok beğendim…kaleminize sağlık👏👏👏

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  6. Çok duygusal şiirsel ve masalımsı bir anlatım olmuş çok beğendim 👋👋👋

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  7. Rukiye ayhan says:

    Çok güzel ve akıcı olmuş.eline emeğine sağlık çok beğendim.hayırlı olsun .başarılar.

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  8. Ahmet Arslan says:

    Yine yapacağını yapmışsın. Harika gerçekten devamını bekliyoruz

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  9. Çok beğendim akıcılık bir bütün olarak hikayeden hiç kopmayan duygu geçişleri çok başarılı dili anlatımı sade ve her insanın hayatına bir nebze dokunabilen.harika emeğine yüreğine ve kalemine sağlık canımsın ❤️

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

  10. Çok akıcı ve güzeldi elinize sağlık

    1. Züleyha yılmaz says:

      Çok teşekkür ederim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.